X=Y/Z Mi ACABA?


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

Çok değişik ve anlamlandıramadığımız günlerden geçiyoruz. Bir çoğumuz böyle bir tecrübeyi bir kez daha yaşayamayacak, belki de bir insan hayatı sürecinde böyle bir tecrübe bir kez daha olmayacak. Evlerdeyiz. Sıkıştık, sıkıldık. Artık eski günlere dönme arzusu ile eski günlerimizde neler kaçırdığımızın pişmanlıkları ile camlardan dışarıya çaresizce bakarak pişmanlıklarımız ile yüzleşiyoruz. Yönetenler bir yandan salgınla, bir yandan toplumsal huzursuzluklarla, bir yandan ekonomik çöküşle, bir yandan eski günlere olmasa bile sosyal hayata bir an önce dönme önlemleri ile sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer düşüncesi ile ikinci salgın ataklarından uzak durmak için nasıl hareket etmeli düşüncesi ile uğraşıp duruyorlar. Ülke insanımız olarak otoriteye alışığız. Ne kadar bireysel isyankârlık ve asilik alışkanlıklarımız olsa da devlet otoritesine karşı itaatkâr bir yapıya sahibiz. Bu da aslında bir yönden yönetenlere böyle bir süreç için kolaylaştırıcı bir hal oluyor.

Koronavirüs pandemisi bütün ezberleri bozdu. Ya da en üst akıllar, bizlere “cambaza bak!” deyip sınırlarımızı inançlarımızı varımızı yokumuzu alarak yeni bir dünya planları yapma yolunda yeni bir kurgu tuzağının fitilini ateşlediler. Önümüzdeki ay artık normalleşme sürecine gireceğiz. Bunlardan en önemlisi yavaş yavaş eski günlük normal düzenlerimize geri dönüş olacak. Bu planlamalar teoride kolay, pratik ve güzel olacak ama uygulamada asla teori ortada kalmayacak. Birkaç gün sonra teorik beklentiler hiçbir şekilde yaşama geçirilemeyecek. Tabii, bu süreçler tecrübe edildikçe güncellenecek yeni uygulamalar yeni istekler her gün ilan edilecek. Ancak kaçınılmaz ikinci dalga da peşi sıra bizlere musallat olacak.

 Bu süreçte ailelerin taviz vermeyeceği en önemli varlıkları çocukları olacak. Onları ilgilendiren kararlar bu yüzden diğer kararlara göre çok ince düşünülmeli, açıklanmadan önce ilgili kurumlardan görüş ve bilgi alınmalı, sadece üst danışmanların kararlarına göre hareket edilmemelidir. Çocuğun olduğu yerde teori geçerli değildir. Çocuk akranları ile bir araya geldiğinde artık gözüyle görmediği hiçbir korku onları sakinleştiremeyecektir. Günlerdir evlerinde kalan çocuklar sosyal hayata döndüklerinde sakinliklerini   korumayacaklardır.

Yaşadığımız bu kötü süreçte “En kötü karar kararsızlıktan iyidir.” cümlesinin olumsuz örneklerini yaşadık; sınav tarihleri erkenden açıklandı daha sonra tarih değiştirildi bu aşamada kararsızlık örnekleri yaşandı. Milli Eğitim Bakanlığı, okulların Haziran ayı içerisinde kısıtlı ve koşullu olarak açılacağını duyurdu. Bu süreçte teorik bilgilendirmeler yapıldığını birçok simülasyon üzerine çalışıldığı söylendi. Şimdi karşımıza teorik ile pratiğin çocuklar için geçerli olmayacağı gerçeği çıkacaktır. Daha da önemlisi X’in Y bölü Z’ye eşit olmayacağını fiziksel mekanlar olarak gösterecektir. Örneğin X’e okul bahçesi diyelim, Y’ye bahçe alanı, Z’ye öğrenci sayısı diyelim. Bahçe alanının mevcut öğrenci sayısına ya da sadece son sınıf öğrencilerine bölümünde sosyal mesafe dediğimiz “Z” asla istenilen sosyal mesafe olarak karşımıza çıkmayacaktır. Bunun bina girişi, koridorlar sınıflar ve özellikle tuvaletler bazında incelendiğinde ise istenilen sosyal mesafe asla korunamayacaktır.

Televizyonlarda nöbetçi öğretmenlerinin bu süreçte etkili görev yapacağı konuşuluyor. Nöbetçi öğretmen değil orada bütün öğretmenler görev alsa bile çok kısa süreli sosyal mesafe kuralları sağlanacak, kısa süre sonra zil çaldığında maalesef güvenlik tedbirleri önceden planlanmamış kapılardan, küçücük koridorlardan; sınıflara, tuvaletlere geçecek öğrencilerin bu kurallara uymaları beklenemeyecektir. Hemen yeni çözümler akla gelebilir:

a) sıra ile öğrencilerin içeriye alınması

b) grup grup içeri alınmaları

c) zilin çalınmaması,

d) sayıların azaltılması

e) sınıfların gün aşırı çağrılması

f) bahçede de ders yapılması vb.

İşte bu süreç başlamadan her ayrıntı ince ince düşünülmelidir. Ama bunu sadece nöbetçi öğretmenlere, ders öğretmelerine havale ederek yapılacak planlamaların tümü eksik bırakılmış düşüncelerdir. Önümüzde yaşayacağımız dönemlere benzerlik gösteren “Okul Sütü” proje tecrübesi vardır. Süt sınıfa dağıtıldıktan sonra bir öğrenci “Midem bulanıyor.” deyinceye kadar hiçbir problem olmazdı. Ne zaman ki ilk öğrenci midem bulanıyor derse bütün sınıf zincirleme bir reaksiyonla sıra ile mide bulanıyor figanına başlıyorlardı. Yarın sınıfta biri hapşırırsa, biri “Midem bulanıyor.” derse, biri “Hocam kendimi kötü hissediyorum.” derse bu zincirleme bir kaosu yaratacaktır. Veliler derhal okula gelecek anlamsız bir şekilde kaosa ortak olacaklardır. Okullarda öğretmenlerin şüphelendiği öğrenciyi eve göndermesi, velisini okula çağırması veya öğrenciyi okula kabul etmemesi de dışlanma şüphelenme ve benzeri psikolojik travmaların yaşanmasına neden olacaktır. Bu süreç çok iyi planlamadır. Birçok öğrenci velisi çocuğunu okula göndermeyeceği aşikardır. Bu yüzden okul yönetimleri okul sosyal iletişiminde, okula öğrencileri kabul etmelerinde yetkili kılınması önemli bir başlangıç olacaktır. Süreler ders işlemeye değil de ortak okul alanlarında ya da okulun uygun bulacağı yakın dış mekanlarında planlanmalıdır. Zorunda olmadıkça kapalı mekanlar hiç planlanmamalıdır. Sınav odaklı çalışma çocuğun ihtiyaç duyduğu moral ve motivasyona hizmet etmeyeceğinden bu düşünce ikinci plan olarak uygulanmalıdır.

X: (Amaç): Y (Fiziki mekanlar) / Z (Öğrenci sayıları) eşitliğini sağlamak teorik planlanabilir ama her okul için aynı planlama, okul yönetimi ve öğretmenlerin görüşlerine göre yönlendirilmediği ve esnek olmadığı sürece hiçbir zaman eşit olmayacaktır.





YORUMLAR
2 Yorum

Sevketyakar
18-05-2020 13:29:00
Güzelllllll
Sibel mert
17-05-2020 23:36:00
Bu süreçte sanırım en çok öğretmen ön planda olacak işin kötüsü öğretmen de kendini koruma iç güdüsüyle öğrencilerden uzak kalacak. Sosyal mesafe kontrolü okullar da maalesef sağlanamayacak gibi görünüyor

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI