TUZ VE ŞEKER


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

 

Mutfağa geçtiğinizi düşünün. Çok kararlı bir şekilde bugüne kadar yaptığınız en güzel yemeği yapacaksınız. Marketten zor da olsa birçok şey aldınız ve hatırı sayılır da bir ödeme yaptınız.  Etleri önce güzelce terbiyeye bıraktınız, yanına serpiştireceğiniz sebzeleri dikkatli bir şekilde yıkadınız, dezenfekte için sirkeli suya bıraktınız. Bu arada fırını yüksek ısıya hazırladınız; hazırlayacağınız tepsiye güzelce bir bakış atarak tepsiye bir ressam edasıyla etleri, sebzeleri güzelce serpiştirdiniz. Aklınızda harcadığınız para olsa da gördükleriniz ve bu yemeğin beklentisiyle hiçbir yorgunluğu düşünmeden fırına sürdünüz. Hazırladığınız yemeğin sonunda ikram etmek için planladığınız tatlıyı bu arada hazırlamaya başladınız.Yumurtalar, irmik, yağ, un, kabartma tozları her birini bir orkestra şefi gibi döküp hazırladığınız kalıpları fırına sürdünüz ve sofraya hazırlamaya başladınız. Çatallar, bıçaklar, kaşıklar, masa örtüsü hepsini bir kez daha kontrol ettiniz. Eserine büyük bir keyifle izleyen bir sanatçı gibi bir kez daha bakarak misafirleri beklemeye başladınız. Kaba bir hesapla neredeyse bir aylık mutfak gideri harcadığınız aklınıza geldi. Neyse ki kredi kartı ile harcamıştınız, bu biraz rahatlattı.

Mutfaktan ne hoş kokular geliyordu. Yemekler artık hazırdı. Yemekten sonra meyve, kuruyemiş hepsi tamamdı. İçecekler eksik değildi. Misafirler geldi. Güzel bir sohbetten sonra sofraya geçildi. Yemekler tabaklara konuldu. Kahkaha ve hayranlık sesleri ile ilk kaşıklar alındı. Ama o da ne! Suratlar şaşkın bir şekilde birbirine baktı ve hepsi birden “Aaaa tuz eksik!” dediler.Tuz geldi; bolca atıldı ama yemek bir türlü istenilen tada ulaşamadı. Ev sahibi olarak şaşkın bir şekilde açıklama yapmaya çalıştınız. Evet, tuzu unutmuştunuz. Neyse ki misafirler anlayış gösterdi. Tatlıya sıra gelmişti. Güzel sunumuyla yemeğin unutulmuş tuzunu affettirmek için servis yapıldı. Olamaz! Bu seferde şeker koymak unutulmuştu. Ne oluyordu? Artık sinirden gülme ve anlamsız açıklamalar yapma durumuna girmiştiniz. Onca para ve çaba harcadığınız yemek maddi değeri çok az olan tuz ve şekerin unutulması veya ihmali ile tamamen fiyaskoya dönmüştü.

Hayat birçok zaman böyledir. Çok çaba ve kaynak harcadığınız bir üretim serüveni hiç akla gelmeyen bir ihmal ve unutulmuşlukla değer bulmayarak atılır gider veya hiçbir katkı sağlamadan ve keyif vermeden unutulur gider.

Ülkemizin en önemli araba üretim serüveni Devrim  bu açıklamaya ne kadar da güzel örnek olmaktadır. Eskişehir’de sergilenen ve tarihin tozlu sayfalarına karışmış, ülkemizin belki de teknolojik olarak üst seviyelere çıkacağı bu serüven ve emek sadece arabaya tanıtım günü yeterli benzin konulamaması veya unutulması sonucunda devreden çıkartılmamış mıydı? (Tabii, burada komplolar da unutulmamalı).

Örnekleri çoğaltırsak çok büyük pahalı donanımlı hastaneler planlanabilir, en iyi doktorlar yetişebilir ama aile hekimliği ve koruyucu hekimliği gündemden uzaklaştırırsak harcanan bütün paralar yetiştirilen bütün doktorlar asla istenen amaca ulaşmada yeterli olmayacak ekonomik olarak toplum ihtiyaçları karşısında giderek birer kambur olacaktır. Çok büyük okullar ve onların içerisindeki laboratuvarlar için büyük projeler hazırlayabiliriz, her yeri bilgisayarla donatabiliriz. Bunu kullanacak personeli motive edemezsen, liyakati ve şeffaf kariyer planlaması ile ödül anlayışını sağlayamazsan onların inançlarını, güven duygularını koruyamazsan ayrıca, heyecanı canlı tutamaz isen, yapılan bütün harcamalar giderek çürüyecek bütün mekânlar ve teknolojik yenilikler giderek işlevsizleşeceklerdir. Çok büyük stadyumlar yapabilirsiniz ama minik sporculara yatırım yapmazsan, mahallelere sporu sokmaz isen, yapılan bütün büyük stadyumlar sadece göz boyamaktan başka bir işe yaramayacak giderek ekonomik olarak yük haline gelecek sadece görsel amaçlara hizmet edecek mekânlar olacaklardır. Çok büyük fabrikalar inşa edebilirsiniz ama çırak kalfa usta yetiştiremezsen, toplumsal refahı ve üretim sürekliliğini ekonomik girdilerin tabana yayılmalarını sağlayamazsın. Köylü yurdun efendisidir düşüncesinden uzaklaşırsan, köy nüfusunu üretimden, topraktan uzaklaştırırsan giderek sosyal çatışmaları, düzensiz yerleşmeleri, sağlıksız gıdaları ve bağımlılığa iliklerine kadar girmelerini engelleyemezsin. Opera binaları, tiyatro ve sinema salonlarının en pahalısını dekorların en gösterişlisini yapabilirsin ama oyuncuyu, sahne sanatçılarını, perde arkası emekçilerini sistemde yetiştirmezsen hepsi birer dram olarak öksüz ve yetim bir şekilde bir köşede yapayalnız kalır.

Bu örnekler toplumun bütün ihtiyaçları için çoğaltılabilir. Kıt kaynakların ne için nereye ne kadar harcanması gerektiği çok titiz planlanmalıdır. Bu planlama yapılırken en altta olan harcamalar, akla hemen gelmeyen alt elemanlar asla geri planlamada sonraya bırakılmamladır.

Bununla ilgili örnekler ne kadar çok olsa da kısaca; Yapılan çalışma, iş, üretim; ihtiyaç, düşünce, uygulama, üretim ve üretim sonrası süreçler uzun ve kapsamlı planlanmadığı sürece ne kadar para ve emek harcanırsa harcansın bir tutam tuz, şeker veya bir litre benzin fiyatına heba olup gidecektir.

Yemeğine, en pahalı eti kullanabilirsin ama hiçbir ekonomik baskısı olmayan tuzu  unutursan bütün keyfi çöpe atmış olursun. Maalesef bir kaşık şeker eksikliği bütün bir tatlının tabakta geri iadesi nedenidir.

Unutulmaması gereken çok sağlam bir zincirin gücü, en zayıf halkası kadar olduğu tecrübesidir.

 

 

 

 





YORUMLAR

Handan Ergin
07-06-2020 19:09:00
Emeğinize,yüreğinize sağlık müdürüm.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI