SİSTEMİN ÇARKINDA İNSAN


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

 

                                                          

  1. Yaşlılar…

                                                                ‘’Düşündüğünün üstüne düşünebilen insan.                                                                                                                                                                          Rene Descartes

Tarihte değişik süreç ve gelişmeler ile binlerce yıllık serüvenle bugünkü duruşuna ve durumuna gelen insan için pek çok şey söylenmiştir. Bugün üzerinde yaşadığımız dünyanın yaşı bilimsel makaleler de milyar üzeri olarak belgelenmektedir. Araştırmacılar, insanın dünyada ilk izlerinin görüldüğü dönemlere -yüz elli bin yıl öncesine- kadar gidebiliyorlar. Milyarlarca yıl yaşında olan bir dünyada yüz elli bin yıllık serüveni olan insan… Bilimsel adıyla “Homo Sapiens”.  Bu kadar az bir geçmişe sahip olan insan artık dünyanın tek efendisi, tek hakimi, tek sahibi olmuştur. Bu girişten sonra insanın insan olma sürecinde en büyük marifetinin düşündüğünün üstüne düşünebilen olması olduğu ve bu gelişme onun bu gücü elde etmesindeki ayrıcalığı olduğu inkar edilemez bir gerçek olarak durmaktadır. İnsan düşünmeden hiçbir şey yapmıyor aslında bilerek veya bilmeyerek bütün hareketlerini davranışlarını düşünüyor sonra uyguluyor. Yani yapılan hiçbir şey aslında düşünmeden yapılmıyor. Cahil ile iyi arasındaki fark da bu küçük ayrımda gizli kalıyor biri düşünüyor biri de düşündüğünün üstüne düşünerek eylemini hayata geçiriyor.

İnsanı bugünkü insan yapan, diğer canlılar ile ayrıştıran davranışlarının başında onu sosyalleştiren davranışlarından biri de yaşlısına sahip çıkması, doğum yılı olarak kendisinden büyük olanları dinlemesi koruması ve onu kollaması da bulunmaktadır. Dünyadaki başka hiçbir canlıda görülmeyen bu davranış insanı bir arada tutan ve geliştiren en önemli davranış ve düşüncelerden biridir. İnsan acaba neden yaşlısına sahip çıkmak ihtiyacını hissetti? Tahminler bilginin ve tecrübenin kabul görmesi ile açıklanabiliyor. Basit bir örnekle yaşça büyük olanların; ateşi daha çabuk yakması. Yaşlı, ateş için doğada bir yıldırım beklemek yereni dalları birbirine sürterek ateşi istediği gibi kullanıma hazırlıyordu. Tecrübe, yaşlıların korunması için en önemli nedendi. Homo sapiens, binlerce yıl var olabildiyse ve bugünkü insana evrilebildiyse dünyaya da hakim olabildiyse yaşlısına sahip çıkabilmesiyle, nesiller arası tecrübeye inanmasıyla ve düşündüğünün üstüne düşünebilmesiyle mümkün olmuştur.

İnsanın varoluş evresindeki yaşadıklarını ve bunları bir sonraki nesle aktarmasındaki marifetine kültür denmiştir. TDK sözlüğünde kültür; “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü” olarak tanımlanmıştır. Sosyolojik olarak kültür; bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; birinci süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar. İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır. Kültür birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir.

Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır. Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır. Kısacası Homo sapiensten 2020’lerdeki günümüz insanın oluşma ve gelişme süresinde en büyük başlangıç yaşlının korunması kültürün oluşması ve bu süreçte ''düşündüğünün üstüne düşünebilen insan''ın varoluş serüvenindeki azmi ve başarısıdır.

2) Yaşlılar Gitti Kurumlar Gelsin…

Yazımızın serüveni herhangi bir akademik açıklama veya bir belge değil. Bunun verdiği rahatlık ile homo sapiens ile günümüz insanının arasındaki gelişmişliğe kültür, kültürü de yaşatan, sürdürebilir kılan bilgeliğe tecrübe diyebilirim. Kültür olmasaydı ilk ateş sönmüş, ikinci ateş için de doğaüstü güçlerin olurları ve isteklerinin beklendiği bir yaşam ve bunun halen süren süreçlerin içinde kendimize yer bulmaya çalışır olurduk. Tabii, tecrübeli yaşlılar hayatın bu avantajını kendilerine daha rahat bir yaşam kılmak içinde kullanmadı değiller. İnsan, insanın bilmediğinden korkan yapısını keşfederek yaşamın birçok bilinmeyen güçler ile çevrili olduğunu ve çözemedikleri problemlerde de çözüm arayışlarını diğer insanlara ilettiler. Bir şeyi ne kadar gizemli yaparsan onu o kadar ulaşılmaz yaparsın. Tecrübenin bulduğu en büyük gizemlerden biri de bilinmeyeni bilir kılmak gücüne sahip olabilmek ve bunu diğer insanlara kabul ettirebilmekti. Bu süreçler içerisinde soru sormak her halde bugün olduğu gibi geçmişte de kendilerini topluma kabul ettirmiş insanların en sevmediği davranış biçim olsa gerek. Homo sapiens ile günümüz insanının evrilmesinde yaşam çok karmaşık süreçler geçirdi. Bugünkü gibi doymak, güvenlik ve ait olma dürtüsü o dönemlerde de en önemli arzu idi. Sapiensler doyabilmek için av peşinde sürekli hareket etti. Av neredeyse peşinden gitti. Afrika'dan bu günkü coğrafyamız kadar yayıldı. Daha sonra yerleşik düzene geçmeye başlayanlar oldu yerleşik düzene geçenler hayatı daha kolaylaştırmak için karmaşık yönetim şekilleri, inançlar ve bunlar içerisinde değişik örgütlenme ve üretim modelleri geliştirdi. Örgütlenen insan karmaşık hayatını kolaylaştırmak için bugün kurum diyebileceğimiz örgütlü yapıları hayatına geçirdi.

Güç artık sadece bilinmeyeni bilmek veya bilinmeyeni bilmek için aracılık sağlayan bilgelerde değildi. Yaşlıların artık tecrübeleri ele geçirilmiş, bilgileri öğrenilmişti. Bilgi güçtü ve bu bilgiyi yaşama geçirmek için sadece tecrübe ve deneyime ihtiyaç yoktu. Kurumlar arşivlerini bir yöneticiden diğerine geçirebiliyordu. Oluşan yeni hayat çırak- kalfa- usta üçlemesini yardımcı ve onun üstü emri alanlar ve emir verenleri bir araya getirerek yeni güç odaklarının oluşmasına yol açmıştı. Yönetilenlerin soru sormaları ve cevap beklemeleri artık sadece bilinmeyen gizemli varlıklar ile cevap beklemeye bırakılamıyordu. Artık diğer insanlar sorularına farklı sesler ile cevap bulma arzusundaydılar. Bu yeni süreç yönetimleri de gizlilik ilkesini de yavaş yavaş gündemine aldı. Kapalı kapılar arkasında yönetim, diğer insanların devamlı beklentide bırakılması, insanlığın güç odaklarına karşı çaresizleşmesi için yeni basamaklardı. İnsanlık artık kendini daha hızlı yenileleyebiliyordu. Artık gizemli güçler o kadar da güçlü değillerdi.

Yaşlı tecrübesi yerini artık yaşa önem vermeyen yeni güç ve bilgi odaklarına yerini bıraktı. Yeni güç odakları egemenliği ellerinde tutabilmek için kurumları ve kurumların yönetimlerini keşfetti. Kurumlar diğer insanları ve iş çevrelerini yönetti. Peki neydi bu kurum ve onun ele geçirenler tarafından oynanabilen? Kısaca şöyle tanımlayabiliriz: Kurumda neyin, neden ve nasıl yapıldığını belirleyen anlayış ve bu anlayışın yeşerdiği iklimdir. Bu anlayışı; kurumun varlık nedeni, içinde bulunduğu ortam ile ilgili varsayımları, değerleri, normları ve gerçekleştirdiği uygulamaları belirler. Kurumlar artık güçlü insanların diğer insanları yönetebilmesi ayrıca pastadan daha fazla pay alabilmeleri, gücün hakimiyet alanlarını istedikleri ile istedikleri kadar paylaşılabilmeleri için birer araç haline getirdikleri kapalı ve gizli güç merkezler oluşmuştu.

3) Kurumlar, Güçler ve Beklenti

Güç hakkında bir sohbet etsek sohbet başlıklarımız ile şu başlıkları değerlendirmiş veya kastetmiş olabiliriz “fizik, elektrik, ülkelerin gücü, uluslararası ilişkiler, liderlerin gücü, sonuçların ve olayların  gücü, nüfusun gücü, teknolojinin gücü, dinin gücü, sivil toplum kuruluşlarının gücü, güçlerin bir araya gelerek oluşturduğu daha büyük güçlerin gücü, siyasilerin gücü, bürokrasinin gücü, güçlülerin akıl hocalarının gücü, arka planda kalmayı tercih eden güçlülerin gücü” ve bunun gibi bir çok başlık… Bu başlıkların her biri hepimizin geçmişinde bugünümüzde ve geleceğimizde karşılaşmak, onunla mücadele etmek, nimetlerinden yaralanmak, korkmak, uğrunda mücadele etmek, kazanmak, kaybetmek, olarak karşılaştığımız süreçlerdir.

Bugün bu yazıyı okuyanların karşılaştığı güç odaklarının başında bürokrasinin geldiği aşikardır. Bürokrasi “Bir toplumda tabandan yukarıya çıktıkça daralan bir yapı içinde örgütlenmiş olan, kişisel olmayan genel kurallar ve işleyiş ilkelerine göre çalışan sistem ve kurallar grubudur.” Amacı resmi olarak idari işlevlerle olsa da uygulamada yorumlamalar nedeniyle bazen resmi olmayan etkilere açık olabilmektedir. Günümüzde yaygın olan bürokratik sistemlere örnek olarak; devlet, silahlı kuvvetler, hastaneler, bakanlıklar, okullar ve büyük şirketler verilebilir. İnsanlığın yaşlılara tecrübeleri nedeni ile gösterdiği koruma, saygı ve hizmet, ileri dönemlerde güç odakları karşısında korkuyla beraber itaat kültürünü getirmiş; günümüz dünyasında ise gücü elinde tutan kurumlara karşı gizlilik ve beklenti kültürü ile kesin bir saygı ve dokunulmazlık, yasalar ile güç odağının korunmasını getirmiştir. Gücü elinde tutanın gücünü sürdürmesi için alttakileri beklenti kültüründe bırakması, gücün sahibini güç merkezinde daha fazla durmasını ve buranın nimetlerinden daha fazla yararlanmasını sağlamıştır. Makamlar her ne kadar yasalara karşı denetime açık olmuşsa da bu yukarılara çıkılırken yumuşatılmış piramidin ucuna gelindiğinde ise daha korunaklı bir hale getirilmişlerdir. Bir kurum ne kadar kapalı bırakılır ve kurumun gücü ne kadar sorgulanamaz hale getirilirse gizemi de o kadar yükselir. Gizemi yükseltilen yönetimler içinse en kolay yol kapıların kapalı tutulması halkın hizmet aldığı saatler dışında hizmet konularında hizmetten yaralanacak güç odakları için çalışılması en çok bilinmeyen ancak bir o kadar da bilinen bir gerçektir.

Kurumların gelişmesi ile kurumların güçlenmesi paralel seyretmek durumundadır. Gelişen ve güçlenen kurumların yönetimleri güçlerini nasıl kullanacak ve içinden çıktıkları insanlara nasıl daha fazla hizmet edecektir.

Tartışılması gereken asıl soru burada yatmaktadır. Hizmet, hizmet bekleyene ne kadar adil götürülecektir. Hizmeti götürecek olan bürokrasi yönetimi nasıl devralacak nasıl sürdürecek ve nasıl devredecektir. Çırak-kalfa-usta veya yardımcı, müdür, başkan veya genel başkan nasıl olunacak? Ele geçirilen güç ne zaman, nasıl devredilecektir? Ben yaptım yeter düşüncesi bürokraside bir alışkanlık haline gelirse bu kültür bürokrasiden nasıl arındırılacaktır. Bürokrasi en üstteki seçilenin fikirlerine göre devamlı değişim mi gösterecektir. Bürokrasi de geçmişi yok etmenin en kolay yolu ara yöneticileri devamlı değiştirilme yolu ile kurum kültürlerini yok etme durumu gelişirse toplum ve kurum bundan nasıl etkilenecek ve kurtulacaktır? Kurum kültürü zayıflatılarak yeni bir gelişim planlanırsa bunun artısı ve eksisi yine kapalı kapılar arkasında ve gizemli güçler tarafından mı planlanacaktır?





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI