ÖZÜR DİLERİM SARAYBOSNA


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

Son zamanlarda hayat son anda alınan bir haber gibi. El emeği, bile isteye, beşerî ve pandemik bir katliamın parçası olduğumuz bu topraklarda cinai bir tedirginlik içerisindeyiz çoktandır. Günlerimiz, her an duyduğumuz ihmaller, acil şifalar, rahmetler ve sabırlarla yaşamaya çalıştığımız laflarla geçiyor. Yaşama kırıntısı arıyoruz bu köhnede. İnandıklarımıza sığınıyoruz. Ötede, beride, köşede ararken bulduklarımıza tutunuyoruz. Tarih bu noktada bize bir yol göstermek için var. Tarihe sığınmakta fayda var.

Bosna-Hersek’ in başkenti, Saraybosna Balkanlar'daki kültürel şehirlerin en önemlilerinden biri. Bosna Savaşı, Bosna-Hersek'te 1 Mart 1992'den, 14 Aralık 1995'e kadar sürmüş olan bir savaş. Üç yıldan fazla süren bu savaş sırasında en az yüz bin kişi hayatını kaybetmiş, iki milyon kadar insan da yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Avrupa’nın göbeğinde, Avrupa medeniyetinin ne kadar yalan olduğunun kanıtı, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne güvenip silah bırakan yüzlerce Bosnalının Sırp milislerine teslim edilerek ölümüne seyirci kalındığı topraklar, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün ve NATO’nun utanç geçmişi gibi karşımıza çıkar.

Yolu Saraybosna’ya düşenleri, Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında inşa edilen Mostar Köprüsü, duygu dolu yüksekliği ve altından geçen Neretva nehrinin koyuluğu ile kötü insanlara inat dimdik duruşuyla gelenleri kendisine hayran bırakır. Saraybosna’da şehrin her köşesi yeşildir, etrafı dağlarla çevrilidir, bu dağlar ki zamanında binlerce Bosnalının, yıllar boyu sıkıştığı hapis duvarları olmuştur. Bir zamanlar komşuları sandıkları Sırp suikastçıların Saraybosna’yı çevreleyen tepelerden konuşlanmış silahları ile her gün ölümü nefeslerinde hissetmek zorunda kaldıkları komşunun, komşuyu yok ettiği, insanın insanlığı yok ettiği şehrin adıdır. Şehrin içlerine girildiğinde tarihin her türlü anını ve hatıralarını görmek mümkündür. Birinci Dünya Savaşı’na mazeret olan suikast şehrin göbeğinde yapılmıştır. Şehrin, şehitlik mezarlığına uğrandığında mezar taşları, bakanlara unutamayacakları bir acıyı yaşatır. Daha gençliklerini yaşamamış kadınlı – erkekli birçok mezar taşında ölüm tarihleri hep aynıdır. 1992, 1993, 1994, 1995… Nefesi kesilir, insanın adımları küçülür, sanki çaresizce ölen o gencecik bedenlerin gözleri gelir karşılarına.

Savaş yıllarında Saraybosna’da her gün suikastçılar tepelerden ormanın içinden, şehre bomba ve keskin nişancıları ile ölüm kusarlardı. Ölümün kime geleceğini hiç bilemezlerdi. Ölüm; ekmek almaya giden bir anneye, çocuklarına bir şişe su bulmak isteyen babaya, evine gitmek isteyen bir abiye, bahçede nefes almaya çalışan bir çocuğa, camdan çocuğunun eve dönmesini bekleyen bir aile rastlayabilirdi. Çok acı çok zor yaşayanların dışında anlaşılamayan büyük acıların adıydı Bosna Savaşı yılları. Her gün orada yaşayanlar için ölümün kimle buluşacağının bilinmediği kurşunun kimi hedefleyeceğinin sadece seyredilerek beklendiği acının ekmek, su kadar hayatın parçası olduğu anlardı. Güvenlik yoktu, elektrik, su, temel ihtiyaçlar yoktu. Tek gerçek komşu bildiklerinin suikastları, tecavüzleri ve saldırılarıydı. Ama her şeye inat, Bosnalılar gururla, inatla mücadelelerini sürdürdüler. Savaş zamanlarında televizyonlar tepelerden şehre yapılan suikastları gösterirdi. Halk anlık refleksler ile devamlı koşar, siper alır saklanır ve ağlayan yüzler olarak gözükürdü. Değişmeyen bir gerçek de var ki Saraybosnalı insanlar her zaman güzel, her zaman şık, her zaman kibar ve saygılıydılar. Yıllarca buna bir anlam verememiştim. Neden bu savaş ortamında bu kadar şık, tıraşlı temiz ve kibarlardı? Bunun cevabını öğrendiğimde kendime büyük bir öfke, Bosnalılara da bir o kadar daha saygı duydum. Boşnaklar bunu düşmana, suikastçılara, kendilerini korumayanlara inat yapıyorlardı. “Biz varız, ayaktayız, burası bizim vatanımız ve insanız!” mesajını vererek tepelerde konuşlu katillere ve yardım etmeyen dış dünyaya en büyük karşı duruşu ve varoluş mesajını veriyorlardı.

Savaş yılları üzerinden yirmi beş yıl geçti Mostar Köprüsü yeniden inşa edildi, Neretva nehri eski günleri gibi tekrar sakin ama mağrur akmaya başladı. Gönülleri halen acısa da yüzleri güleç ve hatta düşman inat daha güleçti. O kötü günlerde Bosnalıları tam anlayamadığımı bu günlerde daha iyi anladım. Gözle görülmeyen düşmanın ne demek olduğunu bu günlerde hissettim.

Bu günlerde evden çıkarken daha çok düşünüyorum, kurşun olmasa bile bir mikrobun beni veya sevdiklerimi nasıl yok edebileceğini öğrendim. Boşnak kardeşlerimizin geçmiş yıllarda yaşadıkları, keskin nişancı ve bombacı düşmana karşı, her gün ölümle karşılaşma travmasın ve buna karşı inadına yaşamak için verdikleri mücadeleyi hissedebiliyorum. O günler tarihte yerini aldı. Bu günler de tarihte yerini alacak. Bize kalan sadece yaşadıklarımız ve acılarımız olacak. Her zaman acıları zamanında paylaşamamak yükü ve daha sonra bıraktığı hüzün bizimle kalacak.

Bosnalı kardeşlerimizin o günlerde ya da bugün dünyanın herhangi bir yerinde, savaş ve sömürü altında yaşayan kimsesizlerin, her an adresi belli olmayan kör bir kurşunu beklemeleri gibi bizim bugün nerden alacağımızı bilmediğimiz bir mikrobu beklememiz benzerlikler gösterse de aynı değil.

Yaşadığımız korona virüs ile az da olsa onları daha iyi anlamak, bugün yaşadıklarımızı bir kez daha başka bir gözle bakmak ve bugün düşman silahları altında ölümü her dakika yaşayan insanları hissederek onların yanında olma zamanı. Bu günler yaşamın ne kadar kıymeti ve yaşamanın ne kadar şans olduğunu kabul etme ve yaşamı değerli kılma ve anlamlandırma zamanı.

Bu günler özür dilemek, affetmek, hissetmek ve sevmek zamanı. Yaşıyorsak halen bir umut vardır. Her şeye…





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI