ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

İlkokula giderken siyah önlüğüm vardı. Her sabah, o siyah önlüğümü giyer üstüne bembeyaz yakamı takar küçük okul çantamı alır okula giderdim. Telli arabalarımız toprakta oynadığımız üç taş oyunlarımız vardı en çok da kukalı dediğimiz boş tenekeye taş atma oyunumuz vardı. Okul çıkışları mahallenin toprak sahasına koşar hava kararıncaya kadar top peşinde koşar üşüyünce ateş yakar ateşin külünde patatesi pişirirdik. Siyah önlüklerimiz beyaz yakamız hepimiz aynıydık oynadığımız saha vurduğumuz top pişirdiğimiz patates hepimizindi. O günlerde en çok sevdiğim çocuk şarkısı Ahmet Kutsi Tecer in “Orda bir köy var, uzakta O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de tozmasak da O köy bizim köyümüzdür,” şiirinin melodisiydi. Islıkla seslendirirdik, avazımız çıktıkça bağırırdık. Tatil dönüşü köylerine giden arkadaşların maceraların dinlemek onların köyde yaptıklarını dinlemek çok güzel gelirdi hepimize. Hayranlık ve kıskançlıkla onları dinlerdik.

Köyler uçsuz bucaksız manzarası ile yaşamın gökkuşağıydılar. Her renk vardı, her canlı dile gelirdi her meyve daha güzeldi. Geceleri oralarda yıldız çok daha fazla idi. Hepsinin doya doya bakacağı bir gökyüzü vardı. Hepsinin doya doya koşacağı arkadaşlık yapacağı hayvanları vardı. Hepsinin övünerek anlattığı köylülükleri vardı. Biraz daha büyüdük artık siyah önlüklerimiz takım elbiselere döndü, her gün okula ceket gömlek kravat takarak gidiyorduk. Şiirin diğer dörtlükleri daha değişik geliyordu. Orda bir ses var, uzakta. O ses bizim sesimizdir. Duymasak da tınmasak da. O ses bizim sesimizdir. Artık oyun oynayacak sahamız yoktu, patatesi közleyecek ateş yakamıyorduk sobalar kalkmış kaloriferler hayatımıza girmişti. Köye gidip tatil yapan arkadaşlarımız azalmış, gidip gelenler de eskisi gibi konuşmuyorlardı.

Oradaki güzel köy neredeyse adı haritalarda bulunmayan yokluk içinde kalmış, kimsenin özenmediği hatta bıraktığı bir toprak parçası gibi öksüz yetim kalmıştı. Okula artık takım elbise ile gidiyorduk, yeni binaların ele geçirdiği oyun sahalarımızda az koşuyor, az gülüyorduk. Gök yüzünde baktığımız yıldızlarda azalmıştı. Ama köylerde halen koşmak ağaçtan elmayı almak hayvanların peşinden koşmak geceleri gökyüzünde yıldızları seyretmek vardı. Artık liseyi de bitirmiştik, üniversite de şiirin Orda bir ses var, uzakta O ses bizim sesimizdir. Duymasak da tınmasak da. O ses bizim sesimizdir. Sözlerini mırıldanıyorduk .

Artık büyümüştük yolculuklara çıkabiliyorduk. Uzak diyarlara gidip geldiğimizde köyleri görebiliyorduk hatta şanslıysak içinden bile geçebiliyorduk. Aslında her köy hem aynı hem farklıydı. Tek katlı bazen iki katlı evler önlerinde inekleri gezinen bahçesinde tavukları olan yeşillikler içersinde teneke kutularda bin bir çiçekler olan balkonlarından çatısına konan kuşlara kadar.

Farklılıkları yok eden köyün yanında olan büyük bahçeli bahçesinde çocukları koştuğu hepsinin sevindiği bir olduğu kapsının önünde bayrak direği ve Türk bayrağı ile okullardı. O okullar köyde Cumhuriyetimizin aydınlığı varlığı onlara ufkun ötesini gösterdiği yerlerdi. Köylerde hep genç öğretmenler olurdu. O öğretmenler her zaman daha çok gülerdi şehirlerdekilerine göre her sabah o gençliğin verdiği coşkuyla öğrencilerine açarlardı okullarını, gönüllerini, bilgilerini.

Köy okulları tabi ki yokluğun verdiği zorluklarla doluydu her öğrencinin evinden getirdiği odunla yanardı. Sobaları, sobaların başında yırtık ayakkabılarından ıslanan çorapları kurutmak isteyen öğrenciler her teneffüs olurdu. Havalar ısındığında köy okulları en güzel okullar olurdu, tabiatın içinde doğayla bütünleşmiş bahar coşkusu gibi dolu hayatlar vardı hep oralardı. Zamanla köyden kente nüfus göçü hızlandı, köylerde artık evler birer birer azaldı. Köy minibüsleri seferlerini günde bir ikiye indirdi. Giden öğretmenler artık eskisi gibi köyde kalmayı pek istemediler, çarçabuk şehre taşınmak köyün zorluklarından kurtulmak istediler. Köyler artık sınav maratonuna öğrenci yetiştiremiyordu. Alınan kararlar ile köy okulları bir birer kapandı. Taşımalı eğitim diye başlayan öğrencilerin kasabalara ilçelere günlük gidiş gelişleri başladı.

Köy okulları kapanıyordu. Eskiyen binaları harabeye dönmüş köyün içinden çocuk sesleri kalmamıştı. Bayrak direğinde bayrağımız artık yoktu. Köylerin canlılığı taşımalı sistemle taşınmıştı. Çocuklar artık eve yorgun geliyordu anne babalar da bir an önce şehre gitmek için düşünmeye başlamışlardı. Bir şeyler yanlış olmaya başlamıştı. Köylerinden taşımalı sistemle en yakın kasabaya ilçeye giden çocuklar oralarda biraz garip kalmışlardı. Yeterince akademik araştırmalar bu konuda yapılmamış bu uygulamanın katma değeri tam hesaplanmamıştı. Boşalan köyler, köy ekonomisini tarım kültürünü de etkilemişti. Köylerinde ayrılanlar şehirlere uyum sağlayamamıştı. Şehirlerde hemşeri kültürü oluşmuş bu da şehirlerde ayrı ayrı mahallerin oluşmasına sebep olmuştu. Zor hayat onları bir arada olmaya itmişti.

Her boşalan köy artık gidilmeyen anılarda kalan mazi olarak köylünün hayatına hatıra olarak girmişti. Taşımalı sistem ne kadar doğruydu boşalan köyler sonucu kaybettiklerimiz hesaplandı mı, köylerde kalmaya çalışanlara hayat daha zor mu bırakıldı. Köylerden göçle şehirlere giden çocuklar daha mı başarılı oldu yoksa daha mı başarısız? Şehirlerdeki kültür çok çeşitlenince daha mı bizi bir arada tuttu daha mı bizi birbirimizden uzaklaştırdı? Köyler artık hep “Orda bir köy var, uzakta. O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasak da O köy bizim köyümüzdür” şiiri gibi mi kalacak.

“Köylü yurdun efendisindir” sözünden, köylü yurdun göçmenidir sözüne mi döndük. Yani, taşıma yoluyla eğitime erişim ekonomik, kültür ve akademik başarı için eğitimimize ne kattı? Köyden şehre göç insanımızı ne kadar mutlu etti? Sorular…





YORUMLAR

ŞEVKET YAKAR
20-03-2020 19:31:00
O ZAMANDA YETİŞEN ÇOCUKLARIN NASIL OLDUĞU VE ŞİMDİKİ ÇOCUKLARIN NASIL OLDUĞUNU KARŞILAŞTIRIP ONA GÖRE BİR SAPTAMA YAPILABİLİRDİ.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI