KADER OLMAMALI


Mehmet Sözügüzel
sozuguzel@gmail.com
 
 

25 Aralık 1914’te Sarıkamış’ta yanlış hesaplar, liyakatten uzaklaşma, iletişimin çok ihmali, gerçeklerle örtüşmeyen hayaller, aklın önüne geçen duygusallık, sahip olunan malzemenin bilinmeyişi, ast-üst makamlar arası çekememezlik ve kötü yönetim sonucu binlerce askerimiz şehit olmuştu.

Hatta 31. ve 32 .tümenler  yanlışlıkla  saatlerce  birbirlerine kurşun sıkmış, iki bin askerimiz birbirlerine  bilmeden saldırmış ve şehit olmuşlardı.

Harekat sonucunda da hiçbir kazanımımız olmadan on binlerce şehidimizin olması, bu acı olayın aylarca kamuoyundan gizlenmesi ,hatta bu acı olayın kahramanlık olarak ilan edilerek tarihe altın bir sayfa olarak bırakılmak istenmesi ne kadar acıdır.

21 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatının en can alıcı saatleri genelkurmayımıza bağlı bütün kuvvet komutanları hiç durmadan birbirlerini arıyorlar. Hava kuvvetlerimiz Ege’den Kıbrıs’ a giden büyük bir deniz filosundan bahsediyor. Deniz Kuvvetlerimiz orada filomuz yok diyor, hükümet ABD yi uyarıyor. ABD orada Yunan savaş gemisi yok diyor. Hükümet inanmıyor. Kuvvet komutanları gelen bilgileri bir türlü teyit edemiyor, doğru bilgiler bir türlü karargâhlara gelmiyor. Son olarak pilotlarımıza gemiyi batırın diye kesin emir veriliyor. Savaşın en hassas saatlerinde pilotlarımız doğru yaptıklarından bir türlü emin olamıyorlar. Emir kesin batırın ve pilotlar gemilerden gelen biz Türk’üz mesajlarına rağmen (çünkü Rumlar çok güzel Türkçe konuşuyorlar) gemilere ateş açıyorlar.
Sonuç TCG. Kocatepe batıyor iki savaş gemimiz ise büyük yara alarak kıyılarımıza geri dönüyorlar. Yapılan inceleme araştırmada korkunç gerçek anlaşılıyor. Savaş gemilerimiz bizim. Onları vuran savaş uçaklarımız da bizim.

Aslında tarihimiz bizlere ne kadar büyük dersler veren olaylarla dolu. Ancak bunları konuşmak, gerçekleri gün ışığına çıkartmak için atılan adımlar maalesef çok cılız. Neredeyse günah.

Halbuki gerçekler gün ışığına çıkartılsa akademik olarak incelense, özgürce tartışılsa tecrübeler paylaşılsa  bundan sonra karşılaşılabilecek bir çok kötü ve yanlış  olay önlenemez mi?

Yaşadığımız acı tecrübeler, sadece savaş anıları değil mutlaka. Tarım alanlarının, su havzalarının, köy meralarının,  akarsuların, ulaşım hizmetlerinin, imar planlarının, köyden kente göçlerin, sanayi ile şehirleşmenin kargaşasının, milli uçak tarihimizin, Devrim arabamızın hazin sonu, köy enstitülerinin anlaşılamaması, şehir enstitülerinin kurulamaması, eğitim seferberliklerimizin saman alevi gibi kaybolmaları, özelleştirmelerin akıbetindeki bir çok ihmal, harici unsurların çıkarlarının kendi çıkarlarımızın önüne alma, bilerek veya bilmeyerek yabancı ülkelerin çıkarlarına hizmet etme, onların etki ajanları rolüne girme ve ülkemizin milli kaynaklarını dış ülkelerine işlettirmelerimiz.

Hepsi de birer gerçek ve ders alınacak  yaşanmışlıklar değil mi?

Ülkemizin sadece bir bölgesi kadar yüzölçümlerine sahip ülkelerin tarım politikalarındaki kalite ile ülkemizin onlarca katı ekonomik katma değer kazandıkları karşısında duyduklarımız hangimizin içini acıtmıyor ki?
Bu kadar Ziraat Fakültemiz varken tarım alanı ve çeşitliliği rekoltelerinin neden yükseltilemediğini yorumlayabiliyor muyuz?

Köylü milletin efendisinden köylü kente göçsün hareketine neden yol verildi? Anlayabiliyor muyuz?

Bir sürü üniversitemiz varken neden lokomotif olacak sektörlerin dünya teknolojileri ile neden rekabet edecek bilgi teknolojilerine ulaşılmadığını kimse merak etmiyor mu?

Neden? Neden diye soracağımız ancak cevap bulamayacağımız o kadar başlık var ki.

Halbuki, bu soruların çözüm yolu anayasamızda o kadar net tespit edilmiş ki. İster resmi, ister sivil, ister özel bütün kurumlarda olmazsa olmaz liyakat şeffaflık diye.

Bunu görmüyor muyuz? Yoksa yorumlayamıyor muyuz? Ya da bunu bilmek işimize mi gelmiyor.

Etrafımda en çok duyduğum kelimelerin başında gelir, KADER…

Ya da her işte bir hayır var bunda da bir hayır var cümlesi.

Yaşadıklarımız gerçekten kaderimiz mi?

Halbuki hiçbir şey kader diyerek geçiştirilemeyecek kadar, kendi içerisinde cevapsız bırakılamayacak kadar önemli.
Her şeyin bir açıklaması, kabulü ve düzeltilmesi olmalıdır. Acaba bizlerin en büyük hatası açıklamak istemediğimiz veya açıklayamayacağımız birçok olayı kader diyerek kapatma alışkanlığımız mı? Yoksa öz çıkarlarımızı toplum çıkarı diye topluma yutturma alışkanlığımızı mı?

Günümüzde hiçbir şey kader deyip kapatılamayacak kadar iç içe girmiş durumda.

Günümüz iletişimi ile artık istesek de istemezsek hiçbir şey saklı kalmayacak kadar kamuoyuna bilgisine açık bir süreçte.

Artık her yaşanan olay açıklama ve hesap verme durumunda olmalıdır. Hesap vermekten korkmayan bir kültürü yaşamımıza geçirme zamanı çoktan geldi.

Şems Tebrizi’nin dediği gibi ”Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.” Bu sebepten, 'ne yapalım, kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.

Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.“

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI