BİR ÖĞRETMEN OLARAK


Esra ŞAHİN
esra.hivda.sahin@gmail.com
 
 

“Uygarlık, bilgiler değil davranışlar bütünüdür.” Doğan Kuban

Ben öğretmenim… Aslında çok da ‘Ben öğretmenim.’ diyemem. Hep öğrencileriyle birlikte öğrenen, yeni bir şeyler keşfeden ve sürekli öğrenci kalmaya gayret eden biri olarak bu mesleği seçmiş olduğum için çok mutluyum. Öğrenme arkadaşlarımla yani öğrencilerimle birlikte her zaman öğrenmenin heyecanını yaşıyorum. Bir türlü “öğretmen” olmadım, olmak da istemedim. Öğrenme arkadaşlarımla birlikte “öğrenen” olmaya çabaladık. “Öğretmek” fiili, sırtında “üstünlük” taşıyor. Öğrencilerle eşit seviyede olmak bana hep daha iyi geldi. Bir çocuğun gözündeki ışıltıyı hissetmek, mesleğin ötesinde, gelecek demek. Çocuklar, aslında, bir anlamda geleceğe gönderdiğimiz mesajlar. Çocuklara doğrudan dokunmak, sanırım, en çok öğretmenlere özgü olsa gerek. Çocuklar, “saflığın aynası” olarak düşünülür. Doğrudur da! Çocuklardaki samimiyeti hiçbir yetişkinden şu ana kadar görmediğimi itiraf etmeliyim. Bu nedenle en çok çocuklara güvenirim. Hepimizin bildiği o eşsiz masalda kralın çıplak olduğunu yalnızca bir çocuğun söylemesi hiç de tesadüfi olmada gerek. Ben sevgiyi ve sevilmediğini anlamayı öğrenme arkadaşlarımdan öğrendim. Çocuklar sevilip sevilmediklerini anlamakta yetişkinlerden daha derin içgörülere sahipler. Ayrıca öğretmenlerinin kendilerini sevdiğini anladıklarında onlara kalpleri yanında zihinlerini de açarlar. Çocukların sevmedikleri kişilerden öğrenmeleri çok güçtür. Çocuklar; din, dil, ırk, kısacası ayrımcılık yapmazlar; onlara biz “yetişkinler” öğretiriz davranışlarımızla. Onların zengini, fakiri yoktur. Hepsi eşittir. Bu ayrım tamamen yetişkinlere aittir. Öğretmenlik yaptıkça çocuklara daha çok inanır ve onları daha çok sever oldum. Umudun aslında bir çocuğun gülümsemesinde saklı olduğunu öğrencilerim sayesinde keşfettim. Çocukların geleceği inşa edeceklerine dair umudum arttıkça mesleğimi daha çok sevmeye başladım. Çocuklar sayesinde ‘umut etmek’ üzerine düşünmeye başladım.

51812023_400470917374688_1272240347539308544_n.jpg

Burası benim köyüm. Çocukluğumun geçtiği bu köyde, unutmadığım şeylerin  başında bizi her zaman bir yerlere götüren yollar gelir: bahçeye, çeşmeye, mezraya, ziyarete… Nereye gitmek istersek, bu yollar bizi oraya götürürdü. Yolların kimler tarafından açıldığını hep merak ederdim. Çocukken birilerinin gizlice kazmayla kürekle bu yolları açtığını düşünürdüm. Sonra bu durumu ‘UMUT’ ile açıklayan X’un şu sözüyle karşılaştım. “Umut, köydeki bir yol gibidir. İlk başta ortada bir yol yoktur. Ancak giderek daha fazla kişi yürüdükçe, bir yol ortaya çıkar.” Meğer köyümüzdeki yollarmış bizi çocukluğumuzda umuda götüren...

52945498_406898753398571_5965037725294788608_n

Fotoğrafta gördüğümüz, köyümüzde birleştirilmiş sınıf ile eğitim veren tek derslikli bir okul. Okulun sobasını yakmaktan tutun da tüm temizliğine kadar işlerini bizler yani öğrenciler yapardı. Henüz kayıt yaşım gelmeden abimle birlikte okula başladığımda köyde görev yapan öğretmenimiz Hüseyin Erol’du. Hüseyin Öğretmen, köyde tüm zamanını öğrencileriyle geçiren, imkansızlıklara rağmen üretken kişiliğiyle köyde farkındalık yaratan idealist bir öğretmendi. Öğrencileri ders saatleri dışında bireysel çalıştırmasından tutun da ne olursa olsun okulu hep açık tutmaya çalışan, özverili bir öğretmendi. O dönem köydeki çocuklara yaptırdığı piyesi unutamıyorum. İmkansızlıklarla köy halkını okul törenlerine davet eden, tüm öğrencilerin gösterilerini önemseyen, mesleğini kıyafet olarak taşımayan fedakar biriydi.  Sonra köyden gitmek zorunda bırakıldı. Bu durumu, Yaşar Kemal’in ölümü nedeniyle söylenen “Bir kütüphane yandı!” sözüne benzetirim. Hüseyin Öğretmen, köyden gitti  ve okulumuz bana göre kapandı. Sonraki süreçte köye gelen öğretmenle ilgili sorunlarımız bitmek bilmedi. Üç yıl sonra şehre taşındığımızda dördüncü sınıfa başladım ve henüz okuma yazma bilmiyordum. Hüseyin Öğretmen döneminde köyden mezun olan öğrencilerin çoğu üniversite okudular. Sonraki dönemde maalesef bir tek ben üniversite öğrenimi görebildim. Hüseyin Öğretmen gibi bizlere umut olan yüzlerce öğretmenden ne yazık ki söz edemiyoruz; ancak çevresine umut olmuş birkaç öğretmenden ve yaşamlarından kesitler paylaşabilirim.

21766674_768109100039448_6166407012715963560_n

Fatma Ayan Alanya’nın Mahmutlar Kasabası’nda çalışan müdür yetkili öğretmen. Göreve başladığında okulu kapanma tehlikesi ile yüz yüze iken mücadele verip okulu baştan yaratıp okula öğrenci kazandırmış. Okulunun hemen yanında lüks villaların olduğunu, kendi okulunun ise bakıma ve yardıma ihtiyacı olduğunu ifade ederken, mücadelesini süpermarketlere karşı ayakta durmaya direnen bir köy bakkalına benzetiyor. Sponsorlar bularak okulunu donanım anlamında yenileyen Fatma Öğretmen’in okulu, son zamanlarda, kolejlerden nakil almaya başlamış. Emekli olacağını ama hala öğretmenler için umut olmaktan mutluluk duyduğunu ifade ediyor. En son gerçekleştirdiği “Kuşlara Bir Damla Umut” projesi ile de ülkede önemli ölçüde farkındalık yaratan Fatma Öğretmen, Bakanımız Ziya Selçuk tarafından aranmış, kendisi de projeye dahil olup bir kuş yuvası yapacağını söylemiştir.

50976860_2777136392510573_6428319573883224064_n.jpg

 Fatma öğretmen gibi bizlere umut olan yüzlerce öğretmenden biri de Diyarbakır’ın Sur ilçesinin Kumrucuk Köyü’nde öğretmenlik yapan Hasan Kartal Öğretmenimiz. Hasan Öğretmenimiz tüm imkansızlıklara rağmen bir eğitim köyü yaratmayı başarmış.

 

Ülkemizde görev yapmış üç idealist öğretmenden bahsettim sizlere. Peki ya dünyadaki gururlarımız? Onlardan biri Samsun’un Ayvacık İlçesi’nde görev yapan ve “Öğretmenliğin Nobeli”nde on öğretmen arasına giren Nurten Akkuş öğretmenimiz. Dünyadaki bir diğer gururumuz ise geçen yıl Küresel Öğretmen Ödülü alan Selçuk Yusuf Aslan. Selçuk Öğretmen, Ankara’da bulunan bir lisede bilişim teknolojileri öğretmeni olarak görev yapıyor. Aldığı ödüller ve gerçekleştirdiği projelerle ilham kaynaklarımızdan.

45095178_2531737596843178_3058731603468484608_nFarklı illerden ve branşlardan öğretmenlerimizden bahsederken hem ülkemizde hem de dünyada bizleri gururla temsil eden öğretmenlerimiz dışında, eğitimcilere ilham olan değerli akademisyen hocalarımız da var. Tabii ki onları tek tek saymak mümkün değil ancak belki de burada olmamıza vesile olan, Türkiye’de çalışmadığı eğitim basamağı kalmamış hatta Amerika’ya gidip eğitim mücadelesine devam etmiş, dayanamayıp ülkemize dönüp yaşadığı her saniye eğitime dair üretmeye ve paylaşmaya çalışan Mustafa Özcan Hocamız da var. Hocamızın biz öğretmenlere ilham olmasını, Türkiye’de karış karış umut dağıtmasını ve öğretmen yetiştirmeye dair mücadelesini görmemek mümkün değil.

Sizlerle paylaştığım örnekler üzerinden yaşadığım bir örnek olayla gelin öğretmenlik mesleği üzerine biraz daha düşünelim,

İki yıl önce Mardin Kızıltepe'de görev yapan, okulu için çabalayan idealist bir arkadaşım Funda Sert, okulunda kütüphane olmadığından bahsetmişti. O dönem de İstanbul’da önemli bir kurum bana, kütüphane yaptırmak için ulaşmıştı. Ben de Mardin’deki okulun uygun olacağını, amaçlarına uyacağını söyleyip destek olmuştum. Mardin’de o okula kütüphane yapılacaktı. Arkadaşıma müjdeyi verdiğimde çok sevindi ve merakla yapılacağı günü bekledi. Çok sonra kütüphane yapacak kurum birtakım gerekçelerle bu isteğinden vazgeçti. Kütüphane yapılamayacaktı. Üzülerek arkadaşıma bu durumu söyledim ancak okuluna kütüphane yaptırmak için elimden geleni de yapacağıma söz vermiştim. Bu konuda girişimde bulunduğum her kapı yüzüme kapatılmıştı. Bazı kurumlar okulun uzaklığını sorun yaparken bazıları da birilerine söz verdiklerini söylüyorlardı. Konuyu her açtığımda bir umutsuzlukla karşılaşıyordum. Örneğin bir eğitimci arkadaşım:

-“Yani sen bir öğretmen olarak mı, Mardin’de  kütüphane yaptırmak istiyorsun? Çok ilginç!”dedi.

Ben de:

- “Evet, ben, gayet ‘sıradan’ bir öğretmen olarak o okulda kütüphane yaptırmak istiyorum.” dedim

 Aslında bu kütüphane farklı boyutlarda kitap yardımlarını saymazsak destek olarak yaptırdığım dördüncü kütüphane olacaktı. Ancak öğretmen olarak yaptırmak istemem biraz da küçümsenmeme neden olmuştu. Gerçi arkadaşımın bana katkısı da azımsanmayacak kadar da önemli oldu, bu konuşmamın başlığını ona borçluyum.

Tüm bu örneklerle biraz daha öğretmenlik özelinde düşünmek gerekirse… Öğretmenlik mesleği ile ilgili çok fazla tanım yapmak mümkün. Bilgi veren, bilgiyi aktaran, ders işleyen gibi tanımların yanında gün geçtikçe başka tanımlarda ekleniyor. Günümüzde bilgiyi aktaran değil de öğrenciye rehberlik eden, onların yeni bir şeyler keşfetmesini sağlayan kişi olarak tanımlanıyor. Öğretmenlik kavramıyla ilgili değişen bu algı zamanla onlardan beklenen rolleri de değiştiriyor. Özellikle öğretmenlik becerisine sahip olmak son zamanlarda daha önemli hale geliyor. Öğretmenin nitelikli olması, sınıf materyalleri ve mevzuat gibi birçok değişken, başarılı olmasını etkiliyor. Kısacası öğretmenin becerisi yoktan var etmeyi sağlıyor. Öğretmenlik yapmak ile öğretmenlik ruhuna sahip olmak da farklı şeyler. Her türlü olanağa sahip bir okulda olsanız da öğretmenlik ruhuna sahip değilseniz başarısız olabilirsiniz. Öğretmenlik ruhuna sahipseniz, bina veya ek herhangi bir materyale sahip olmasanız da lojistik sorunların üstesinden gelebilirsiniz.  Bu nedenledir ki, okul binasına ve okulun imkanlarına bakarak öğrencilerin şanslı olup olmadıkları hakkında yorum yapmak zor. Öğrenciler, olanakları fazla olan bir okulda yakalayamadığı başarı ve mutluluğu nitelikli bir öğretmenin çalıştığı, olanakları görece zayıf bir okulda yakalayabilir. Öğretmen idealist ve mücadeleci ise eğitim için gerekli olan lojistlik sorunların üstesinden kolaylıkla gelebilir.

Ülkelerin eğitim sistemlerinin başarılı olması genelde temel eğitiminin ve öğretmen niteliğinin güçlü olmasına bağlıdır. OECD ülkelerine kıyasla ülkemizin eğitim konusunda başarılı olmadığı yapılan araştırma sonuçlarında yorumsuz şekilde ortadadır. Başarıyı sağlamada da öğretmenlere ciddi sorumluluklar düşmekte. Özellikle öğretmenlerin sıkıştıkları sosyal algıdan kurtulmaları gerektiği kanaatindeyim. Öğretmenlerin problem çözme becerilerini geliştirmeleri başarılı olmaları için belki de ön koşul becerilerinden sayılabilir. Öğretmenlerin problem çözme becerilerini geliştirip inisiyatif alabilmeleri ve kendilerini fark etmeleri için fırsatlar verilmelidir.

“Ben ne yapabilirim ki? Zaten bir öğretmenim. Bu sistemden de bir şey olmaz.” demekle olmaz. Bu, sosyal algıya hapsomuş bir kişinin sözleri olabilir. Özgür kişi, inisiyatif alıp sosyal hapishanesinin duvarlarını yıkabilir.

Bu algıya hapsolmak aslında mevcut koşullara hapsolmak anlamına gelir. Böyle düşünerek baştan kaybetmişiz demektir.  Bu düşünce toplumun öğretmeni algıladığı gibi öğretmenin kendisini algılamasına neden oluyor. Toplumun öğretmenlere atfettiği değer, mesleğe yüklediği anlamlar zamanla mesleğin algılanış şeklini değiştiriyor. Toplumda öğretmenler için kullanılan kelimeler bazen yanlış algılamalara da neden olabiliyor. Aslında kelimeler çok önemli. Biraz fazla tekrar ederseniz sizin benliğiniz olurlar. Geleceğinize yön verirler. Öğretmenlerin kendilerini algılama şekilleri bu noktada kritik öneme sahip. Bazen olumsuzluklara odaklanmamak, benliğimize yapışsa da olumsuzlukları söküp atmak, yoktan var etmek, umutlanmak, umutlandırmak, yaşatmak, bir çocuğun gözlerindeki ışıkta geleceği aramak sadece öğretmenin yapacağı bir şeydir.

Burada bahsettiklerimden yola çıkarak “Eğitimle ilgili yapısal ve lojistik bütün sorunları öğretmenler çözebilir.” dediğimi düşünmeyin; verili sorunların farkındayım lakin bunlara rağmen yapılabileceklerin olduğuna inanıyorum ve konuşmamda paylaştığım kişiler de bu tezimin kanıtları.

Ken Robinson’un TED konuşmasında okuduğu bir şiir ve mesajla konuşmamı bitirmek istiyorum.

Bir şair sevgilisine yazdığı şiirde ona istediği şeyleri vermediği için sızlanıyormuş.

Şair diyor ki;

‘Cennet işli kumaşların olsaydı,

Altın ve gümüş renklerle yazmalı,

Mavi ve donuk ve koyu renk kumaşları

Gecenin, aydınlığın ve alacakaranlığın

Ayaklarının altına sererdim

Ama fakirim ve  yalnızca hayallerim var.

Ben de yalnızca hayallerimi seriyorum ayaklarının altına, nazikçe bas,

Çünkü hayallerimin üzerine basıyorsun.’

Her gün, her yerde çocuklarımız hayallerini ayaklarımızın altına seriyorlar. O hayalleri çiğnemeyelim.

 





YORUMLAR

Canan Şimşek Akdağ
06-03-2019 16:17:00
Esra hocam, yüreğinize sağlık. Her kelimesinde biraz daha umutlandım, gelecek kaygısı olan bir anne olarak. Ben de çocuklarımla pek çok şey öğrenerek birlikte büyüyorum.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI